6 Kasım 2009 Cuma

Bir Ekoloji Hareketi Olarak Yeşiller Hareketi; Türkiye'de Yeşiller Partisi

Giriş

Çevrecilik ve Ekoloji

EKOLOJİ HAREKETİ OLARAK YEŞİLLER HAREKETİ

Dünya'da Yeşiller

Türkiye'de Yeşil Hareketin Gelişimi

Türkiye'de Yeşil Hareketin Siyasallaşması

Yeşiller Partisi (1988-1994)

Yeşiller Partisi (2008)

Sonuç

Kaynaklar







Giriş

Teknolojik devrimle birlikte ortaya çıkan hızlı üretim artışı ve doğanın bilinçsizce tüketilmesi, teknolojide ilerleme kaydedilirken doğaya verilen zararın sorgulanmaması birtakım çevreci anlayışları gündeme getirmiştir. Modern çevreci düşünce, teknolojik ilerlemelerin doğaya olumsuz etkilerinin azaltıldığında çevreye zarar vermeyeceği görüşündedir (Sezer 2006:6). Bu açıdan ekoloji eğilimi olan yeşillerin çevreye bakışına değinmeden önce, çevrecilik denen olguyu kısaca tartışalım.

Çevrecilik ve Ekoloji

Yeşil hareketi bir ekoloji hareketi olarak tanımlamak mümkün iken; çevrecilik ve ekoloji terimleri arasındaki belirsizlik nedeniyle, yeşiller, kimi yerlerde ekolojist olarak tanımlanmasına karşın çoğunlukla çevreci olarak anılmaktadır. Oysa ki; “Çevreciler, bozulan insan-doğa ilişkilerinin toplumun var olan yapısı içerisinde düzeltilebileceğine, mevcut kurumlarda yapılacak kısmi değişikliklerle bu işin üstesinden gelinebileceğine inanırlar. .... Bu yoldaki önerileri de çevre ile ilgili bakanlıklara ve çevre araştırmalarına bütçeden daha fazla pay ayrılmasıdır. Çevrecilik bu açıdan, sanılanın aksine "radikal" değil, "muhafazakâr" bir tutum sergilemektedir (Önder 1998:23 Akt. Sezer 2006:6).”

Çevrecilik, “günümüz insanının davranışlarının temelinde yatan, insanın doğaya hükmetmesi gerektiği anlayışını sorgulamaz; tam tersine tahakkümün neden olacağı tehlikeleri azaltacak teknikler geliştirerek bu tahakkümün önünü açmamızı gözetir, tahakküm nosyonunu sorgulamaz (Görmez 2003:13 Akt. Sezer 2006:6).”

Türkiye Yeşil Hareketinin içinden bir isim ise şöyle açıklamaktadır. “Çevrecilik yaklaşımı genel olarak, çevre sorunlarının kirlenme boyutunu ön plana çıkarmakta, çevre sorunlarını teknik bir düzeyde ele alıp çözümlemeye çalışmaktadır. Her ekolojist ve yeşil son tahlilde çevreciliği çeşitli biçimlerde içerse de çevreciler yeşil ya da ekolojist değildir. Çünkü çevrecilik, herhangi bir siyasal program içermeyen, bir anlamda teknisist bir toplumsal harekettir (Demirağ. Yayıma hazırlıyor).”

Çevrecilik ve ekoloji arasındaki farkı Esat Öz şöyle açıklamaktadır. “"Çevre hareketi" ya da "ekoloji hareketi" denildiğinde ... İki deyim arasındaki temel fark, "ekoloji hareketi" ne "çevre hareketi"ne göre biraz daha geniş anlam yüklenmesinde yatar. 1970'lerin başından itibaren oluşan yeni gruplar, "geleneksel çevre koruma hareketinden farklılıklarını vurgulamak amacıyla yeşillerle birlikte bu kavramı kullanmayı tercih etmişlerdir. Ekoloji hareketi denildiğinde hareketin hem politik yönü, hem de "klasik çevreciliğe" göre daha köktenci, bütüncül bir hareket olduğu vurgulanmaktadır (Öz 1989:28 Akt. Sezer 2006:6-7).”

Ekoloji hareketi sorunları çözmede çevrecilik ile çok ayrı noktalarda bulunmaktadır. Foster'a göre; “Çevreci anlayışın ekolojik sorunları çözmek için önerdiği reçeteler çok yetersiz kalmaktadır. Çünkü bu reçeteler, yeni uluslar arası anlaşmalar yapmaya, insanları nüfus ve tüketim artışını kısmaya, çevre dostu teknolojiler denilen bir avuç teknolojiyi benimsemeye davet etmekten uzağa gidememektedir. Bu nedenle dünyadaki krizi, bir doğa krizi değil, bir toplum krizi olarak görmek gerekmektedir. Bunun nedeni de tarihsel ve toplumsaldır. Sorunun kökleri üretim ilişkilerinde, teknolojik sorumluluklarda ve egemen toplumsal sistemin ayırıcı özelliği olan ve tarihsel olarak koşullanmış demografik eğilimlerdedir (Foster 2002:12 Akt. Sezer 2006:7).

Bu toplum krizi Naes'e göre humanizmadan kaynaklanmaktadır. ”Naes, modern çevreciliğin insan merkezli bir doğa görüşüne sahip olduğunu belirtmektedir. Bu görüş doğa ve insan ayrı ayrı değerlendirdiğimizde insana doğaya hükmetme hakkını vermektedir (Naes 1995:151 Akt. Sezer 2006:7).”

“Bookchin'e göre ise, ekolojik bir toplumun sorunlarıyla başa çıkma çabasında "çevrecilik" terimi bizi yanıltmaktadır. Çünkü "çevrecilik" giderek daha çok araççı bir duyarlılığı yansıtmaktadır(Bookchin 1996:62). Bu açıdan doğaya egemen olmak için geliştirdiğimiz araçlar arttığı ölçüde, yaşadığımız sürece bu araçlara hizmet etme zorunluluğumuz da artmaktadır(Horkheimer 2002:122). Bu düşünce, modernizmin, akıl yürütme ve bilim yoluyla insanın doğaya egemen olması ve böylece insanın doğaya karşı özgürleşeceğini öngören düşünceyi sorgulamış olmaktadır (Sezer 2006:7).”

“Ekolojik yönelim ile çevre korumacı yönelim arasındaki farklılıklar kısaca şu şekilde de özetlemek mümkündür: (Önder 2003(a):602-3 Akt. Sezer 2006:8-9).

(1)Çevre korumacı anlayış, yaşam çevresinin, ulusal, kültürel ve doğal mirasın korunması gibi sorunlarla ilgilenmektedir. Ekolojik anlayış ise, siyasi öğeleri ve ideolojisiyle çevre korumacılıktan ayrılmaktadır. 1970'lerden sonra ortaya çıkan Friends of the Earth (Yeryüzü Dostları) ve Greenpeace (Yeşil Barış) gibi örgütler, korumacı derneklerden farklı olarak, ileri sanayi toplumlarının nükleer enerji, sanayi kirliliği, asit yağmurları gibi sorunlar üzerinden temel bir toplumsal değişme gereksinimini gündeme getirmektedirler.
(2)Korumacı yaklaşım mevcut toplumsal-siyasal düzeni ve onun kurallarım benimser, toplumun hakim değerlerini sorgulayıcı bir tutum içerisine girmez. Toplumsal sistemin içinde kalarak amaçlarına ulaşabileceği inancına sahiptir. Alternatif ekolojik toplumsal değerler dizisi ise, bireysel değerlere ve insani bir toplumsal düzene vurgu yapmaktadır. Modern toplumun hiyerarşik ve bürokratik örgütlenmesi karşısında, küçük ölçekli ve komünal örgütlenmeyi savunur.

(3)Ekolojik anlayış, doğrudan eylem modeliyle daha açık ve katılımcı bir siyasi sistemi pratiğe geçirmeye çabalamaktadır. Toplumun bireyi kontrolünün değil, bireyin toplumu kontrolünün gerekliliğine inanmaktadır. Ekolojik anlayış, ideolojik yapılandırılmış eylem tarzına sahiptir.”

Türkiye yeşil hareketinin yıllardır içinde olan Demirağ ise çevrecilik ile ekoloji arasındaki farkı şu şekilde örneklemektedir.

“Çünkü, hayli yoğun bir yayın faaliyeti sonucu, bu konuda epey bir literatür oluşmasına karşın, hâlâ çevrecilik lafzının ortalıkta dolaşmasına ve ülkemizde değerli bir dostumun ifadesi ile, “Üçüncü Batılılaşma Hareketi” olan “çevreci” etiketini haksız yere gaspeden bir takım derneklerin varolabilmesi, toplumsal cehaletimizin bir dışavurumu olsa gerek. Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları koruma Vakfı (TEMA), Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD), Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma Vakfı (ÇEKÜL) vb kallavi “burjuva” STK’ların ülkemizde oldukça hayırlı işlere imza atmış bulunan Yeşiller’in hilafına, ekoloji hareketini temsil edebilmesine yüreğim dayanamıyor. (Demirağ. Yayıma hazırlanıyor)

Bu haliyle yeşiller hareketi için “özellikle ekolojist” ama “elbette çevreci” bir hareket demek mümkündür.










EKOLOJİ HAREKETİ OLARAK YEŞİLLER HAREKETİ



Özer'e göre; “Ekolojik sorunlara karşı, siyasal liderler hala eski klasik kuramların dar kalıplarını aşamamakta, sorunlara parçalı yaklaşım egemenliğini sürdürmektedir. ... Bu çıkmazlar içerisinde, yeşil hareket, sorunlara çözüm bulabilmek için ortaya çıkmıştır (Özer 2001:67-8 Akt. Sezer 2006:19).”

Yeşil hareketin doğuşu ve gelişmesi için Tanıl Bora şunları söylemektedir. “Yeşil eleştiri, 1970'lerde kapitalist batı ülkelerinde yükselmeye başladı. Önceleri, yerleşik iktisadi üretim döngüsünün aynı ivmesiyle sürmesi halinde, yeryüzünün enerji ve hammadde kaynaklarının insanlığı beslemeye yetmeyeceğini ileri süren, görece soyut ve teorik bir eleştiri olarak gündeme gelmiştir. Bu eleştiri, kapitalist sanayi düzeninin doğayı, kentsel ve toplumsal hayatı, dolayısıyla insan ilişkilerini yozlaştıran ve yabancılaştıran etkilerine dönük tepkilerle birleşerek siyasallaşmaya yönelmiştir. 1970'lerin ikinci yarısında güncelleşen nükleer enerji sorunu ve anti-nükleer hareket, bu yönelime radikal ve popüler bir nitelik kazandırmıştır. ... Geniş kitleler, çevresel sorunların otoritelerin, uzmanların keyfine bırakılamayacak kadar hayati ve önemli olduğunu en açık bir biçimde, anti-nükleer hareket temelinde fark ettiler (Bora 1990:39 Akt. Sezer 2006:19).”

Yeşil hareket siyasallaşırken kendi ideolojisini yaratıyordu. Bora'ya göre bu ideolojinin şöyle bir özelliği vardır. “Yeşil sorunsal, hareketin siyasallaşmasıyla birlikte, eleştirisini, doğayı, çevreyi ve insanı metalaştıran, nicelleştiren kapitalist sistemde odaklaştırmaktaydı. Yeşil sorunsalın ve hareketin kapitalizme getirdiği eleştiri; reel sosyalist sistemin de kapitalizmin mantığıyla paylaştığı, hatta örtüştüğü etmenleri açığa çıkarmaktaydı (Bora 1990:40 Akt. Sezer 2006:19).” Yeşil hareket kapitalist sistem kadar, sosyalist düşüncelerle de ayrıldığı noktalar ortaya çıkıyordu. Bu durum Bookchin'e göre; “Amerikalı eko-anarşist Murray Bookchin, varolan otoritelere meydan okumak yerine sadece onların işlerini daha iyi yapmalarına yardımcı olan çevrecileri şiddetle eleştirmektedir. Ona göre çevreciler işlemeyen bir sistemi işler kılmaya çalışarak sorunu daha da ağırlaştırmaktadırlar. Oysa hem liberal ve hem de Marxcı kuramlar, doğal dünyayı yağmalamanın ideolojik temellerini hazırlamışlardır (Bookchin 1996:100 Akt. Ceritli 2001:215).”





Dünya'da Yeşiller


“İlk yeşil parti 1972'de Yeni Zelanda'da kuruldu. Avrupa'da ise Ekoloji Partisi adıyla Birleşik Krallık'taki ilk yeşil parti 1973 yılında faaliyete geçti. Daha sonra 1987'de adını Yeşil Parti olarak değiştirdi. 1989'daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde İngiltere'deki oyların %15'ini kazanmasına rağmen İngiliz seçim sistemi sebebiyle Avrupa Parlamentosu'na temsilci gönderemedi. Belçika'daki 1981 seçimlerinde %5 oy alarak Avam Kamarası'nda 4, Senatoda 5 sandalye kazanması, bir yeşil partinin ilk önemli başarısıydı. Almanya'da ise 1980 ile 1982 arasında Yeşiller Partisi altı eyalet parlamentosunda temsil edildi. 1983 genel seçimlerinde de %5.6 oy alarak Federal Meclis'te 27 sandalyeye sahip oldu (Ayvaz-Tekalan 1992:4).”

“Fransa'da da ekolojiye dayalı politik hareketin başlangıcı 1974'lere dayanır. Avusturya, İsviçre, Hollanda, İrlanda, Finlandiya, İtalya, İspanya ve İsveç gibi birçok Avrupa ülkesinde ve Türkiye'de de yeşil partiler mevcuttur (Ayvaz-Tekalan 1992:4).”

Bununla birlikte 21 Şubat 2004'te Avrupa Yeşil Partisi kuruluyor. Kurucular arasında yalnızca AB'nin yeşil partileri değil aynı zamanda Rusya, Ukrayna, Gürcistan, İsviçre, Norveç, Bulgaristan ve Romanya'nın yeşil partileri de bulunuyor. Süreç; AB'nin tüm Avrupa coğrafyasını kapsayacak şekilde genişlemesi fikrini ısrarla savunan Avrupa yeşil partileri arasında 1984'te bir koordinasyon oluşturulması, bu koordinasyonun 1993'te bir federasyona dönüştürülmesi ve 2004'te de Avrupa Partisi kurulması olarak gelişiyor. Bu tarihte Türkiye Yeşilleri Delegasyonu olarak Roma'da bulunan Ümit Şahin'in aktardığı bir anektod ise ilginçtir. Ümit Şahin; “Kongrenin ilk gününde 4. Avrupa Yeşil Partiler Kongresi yazarken, ikinci günkü törenden sonra 1. Avrupa Yeşil Partisi Kongresi yazmaya başladı her yerde (Şahin 2004).”1 diyor.



Türkiye'de Yeşil Hareketin Gelişimi:



Türkiye'de çevre sorunları adına gösterilen tepkiler 70'li yıllara kadar uzanmaktadır. “1975'de Murgul'da faaliyete geçen Etibank bakır işletmelerinin bitki örtüsüne verdiği zararlar sonucunda yöre halkınca dava açılması, buna benzer biçimde, Çarşamba Ovası'nda 1970'lerden sonra açılan fabrikaların tazminat davalarına konu olması, 1975'de Samsun'da bakır işleme tesislerinin tarım ürünlerine verdiği zararı protesto etmek için yöre halkının bir yürüyüş gerçekleştirmesi, 1977'de Ankara'da Elmadağlı köylülerin yöredeki barut ve çimento fabrikalarının tarım etkinliklerine verdiği zararı belediyeleri aracılığıyla Ankara'ya şikayet etmesi, yine aynı yıl Silifke Taşucu Balıkçılar Kooperatifi üyelerinin, Akkuyu'da nükleer santral yapılacağı söylentileri üzerine hareket geçip deniz araçlarıyla gösteri yapmaları örnek olarak verilebilir (Duru 2002:181).”

“Batı’daki yeşil hareketin yükselişini en az on yıllık bir gecikmeyle takip eden Türkiye yeşil hareketi (Şahin 2007)”'nin 1980 sonrasındaki yükselişinde, batılı ülkelerde olduğu gibi, Duru'ya (2002) göre; “serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecinin, ... sanayi sektörünün güçlenmeye başlaması(nın), ... özel sektörün tamamen denetimsiz bırakılması(nın) etkisi vardır.”2 Ayrıca “12 Eylül 1980'de gerçekleştirilen askeri darbenin ... çevre hareketlerinin gelişimini olumsuz yönde etkilediği söylenebilir. ... Ancak bir başka açıdan, tam tersine, çevre hareketinin varlığını, ülkede yaratılan bu baskıcı ortama borçlu olduğu, diğerlerine göre zararsız, belirli bir siyasal akım etrafında gelişmeyen bir çevreciliğin bu dönemde, en azından tehlikeli görülen akımların uğradığı bastırılma şanssızlığına uğramayarak, hoş karşılandığı da söylenebilir. ... Köktenci ideolojilerden, akımlardan biri olmayışı, tam tersine, ideolojiden arınmış bir düşünüş ve eylem biçimi olarak algılanması (Duru 2002:182).”'nın Türkiye'de yeşil hareketin gelişimine olumlu yönde etkidiği de düşünülebilir.

“80'lerin ikinci yarısından sonra sesini giderek etkili bir biçimde duyuran” buna karşılık “daha çok, çevrenin korunması yönünde kamuoyu yaratmak, halkı bilinçlendirmek, özellikle devletten kaynaklanan ... uygulamalara karşı tepki göstermek gibi eylem türlerini yeğlendiği” yeşil harekette, “sanayileşmeden, aşırı kentleşmenin doğa üzerindeki yıkıcı etkilerinden, dünyanın yok olma sürecine girmesinden, insanın giderek ürettiğine, kendisine ve topluma yabancılaşması” gibi büyük ölçekli ya da küresel söylemlerin bulunduğunu söylemek Duru'ya göre “pek gerçekçi olmayacaktır (Duru 2002:182).” “Daha çok, doğa sevgisi üzerinde yükselen, belirli bir yöredeki doğa parçasını kurtarmak, kirliliğin önüne geçmek, kentlerin daha düzenli olmasını sağlamak türünde bilinçlendirici ve eğitici etkinliklerde yoğunlaşılmaktadır (Duru 2002:182).” Bu işlev, Bora'ya göre; “egemen ekonomik düzenin, ... güçlenerek sürdürülmesine de yardım etti. Bir başka anlatımla, kapitalizm, yeşil hareketin tüm can alıcı araçlarını ve söylemini elinden alıp kullanarak onu uslandırma çabasına girişmiştir. Hareketin egemen örgütlenme türlerini (dernek, vakıf gibi) kullanması da bu süreci hızlandırmıştır (Bora, 1990: 51 Akt. Duru 2002:182).” Duru'ya göre; “Belki de güçlü bir akım haline gelebilecek olan Yeşil Hareket, ... çevre sevgisinin, doğa dostluğunun resmi organlarca ... benimsenmesi, Çevre Bakanlığı'nın kurulması, yasal düzenlemelerle hareket sınırları çizilen, birçok çevreci derneğin/vakfın ortaya çıkması, üniversitelerde çevre ile ilgili bölümlerin açılması, meslek odalarının çevre komisyonları kurması ve sonunda bir çevre pazarının oluşmaya başlaması ...(Bora 1993:6, Atauz 1994:21 Akt. Duru 2002:183)” ile “1980'lerden itibaren, kitle iletişim araçlarının da desteğiyle, çevre ile uğraşma, çevrecilik, birdenbire "moda" akımlardan biri durumuna geldi (Duru 2002:183).”




Türkiye'de Yeşil Hareketin Siyasallaşması


Duru'ya göre; “1980'lerin sonuna doğru Türkiye'de çevre hareketinin bir ölçüde siyasallaşmaya başlar (Duru 2002:183).” Bunu ortaya konan etkinlik biçimlerindeki farklılaşmadan ve bu hareketin beslendiği düşünsel kaynağın değişimini gözleyerek saptar. O dönemde gerçekleştirilen etkinlikler şunlardır.

“Bu yıllarda Türkiye'de gerçekleştirilen ilk eylem yurtdışı kökenliydi. 1983'de Türkiye'deki insan hakları ihlallerini ve baskıcı yönetimi protesto etmek üzere, Almanya'dan gelen yedi yeşil, Ankara Kızılay'da kendilerini birbirlerine zincirle bağlamışlardı. Bu gösteri, dönemin karmaşalı ortamında pek duyulmamış, kamuoyunu etkileyememişti. Ancak, yeşil hareketin salt doğa korumacılık anlamına gelmediği Türkiye'de ilk kez gösterilmiş olması çevre hareketinin ulaştığı bir basamak olarak değerlendirilmelidir (Bora, 1989:20 Akt. Duru 2002:183).”

“1984'ten başlayarak Gökova termik santralının yapımına ve işletilmesine karşı gerçekleştirilen etkinlikler; 1986'da Ankara'da Zaferpark, 1987'de Güvenpark için düzenlenen kampanyalar; 1987'de Dalyan'da yapılması tasarlanan turistik tesis için gösterilen tepkiler; 1989'da Taşkışla'nın otele ve Maçka Kışlası'nın borsa binasına dönüştürülmesini, Aliağa'da termik santral kurulmasını engellemeye yönelik etkinlikler; 1990'da Pamukkale'nin kurtarılması için başlatılan kampanya; 1993'de oluşturulan "Nükleer Karşıtı Platform" ve "Nükleer Karşıtı Kongre"; 1994'de "II. Nükleer Karşıtı Hafta" kapsamında gerçekleştirilen etkinlikler, Datça'da yapılan I. Ütopyalar Toplantısı, Akkuyu'da yapılacak nükleer santral için oluşturulan güçbirliği; 1990'larda başlayıp bugüne değin gelen Bergama Direnişi... (Duru 2002:183)”

Duru'ya göre yeşil hareketin beslendiği düşünsel kaynak ise “Eylül 1992'de S.O.S Akdeniz'in girişimiyle yayımlanmaya başlayan Ağaçkakan Dergisi olacaktır. Bu dergide, S.O.S. Akdeniz'de etkin bir biçimde çalışan topluluğun yanısıra, türlü yeşil gruplar, eko-sosyalistler, eko-feministler, derin ekolojistler, anarşistler düşüncelerini kağıda dökme olanağı buluyorlar: Dergi, çevre sorunlarını irdelerken, bunun, ekonomik, siyasal düzenle, egemen düşünce kalıplarıyla, emek-sermaye çelişkisiyle olan ilintilerini ön plana çıkartıyor. Kapitalizm, milliyetçilik, yeni dünya düzeni, eğitim, din, toplumsal cinsiyet gibi konularda yoğunlaşan bu köktenci tutum Dergiyi ve izleyicilerini diğer çevre korumacı gruplardan ayırıyor (Bjeduğ 1994: 7 Akt. Duru 2002:184).”




Yeşiller Partisi (1988-1994)



Çevre hareketlerinin siyasallaştığı bu yıllarda “pek çok gönüllü kuruluşun hem güç birliği yapmalarını sağlayabilecek hem de onların kimi eksik yönlerini kapatabilecek bir üst örgütlenmeye gitmenin gerekliliği ortaya çıkmıştı. Bu düşüncelerle kurulması tasarlanan Yeşiller Partisi, diğer yerleşik partilerin oluşumunda izlenen yoldan ayrılarak kendine göre bir yöntem geliştirdi. Söz konusu yapının parti mi yoksa dernek mi olacağını saptamak için pek çok toplantı yapıldı. ... Bir anket kağıdı hazırlandı. Bu metinle, çevrecilerin bir dernek mi, yoksa bir siyasal parti çatısı altında mı toplanmayı yeğleyecekleri, hareket dışındaki kalmış kesimlerin bu sürece katılıp katılmayacakları öğrenilmek istendi (Ergen 1994: 22-3 Akt. Duru 2002:184).” “Sonuçta, anketlerden alınan yanıtların etkisi de olsa gerek, partileşmeye karar verildi (Duru 2002:184).” Partileşmeye gidilmesinin sebeplerini,Yeşiller Partisi'nin İzmir Grubu'ndan Melih Ergen, “Mali kaynak sağlama kolaylığı, yerel yönetimlerde iktidarı ele geçirebilme olanağı, Türkiye'de dernek kurma geleneği oluşmadığından, partinin derneğe göre daha etkili bir baskı unsuru olması, bürokratik engelleri aşma yolunda parti olmanın sağlayacağı yararlar (Ergen, 1887: 38-9 Akt. Duru:2002:184).” olarak, partinin kurucu üyelerinden Nil Gün; Türkiye'de baskı gruplarının işlevinin olmadığını bu yüzden zorunlu olarak partileşmeye gittikleri (Çelik 1988:31 Akt. Duru 2002:184), ilk genel başkan Celal Ertuğ ise; "Bir Ak Çimento protestosu yapabilmek için Türkiye Hava Kirliliğiyle Mücadele Derneği'nin hükmi şahsiyetinden yararlanarak izin alabildik. Binbir müşkülatla karşılaştık. Parti olunca iletişim araçlarına kolay ulaşabilme, yerel seçimde bağımsız bir adayı desteklemek veya katılmak suretiyle kamuoyunda bir yansıma uyandırma şansı var (Tempo: 33 Akt. Duru 2002:184).” olarak açıklamıştır. Duru'nun aktardığına göre bu sebeplere, Türkiye'de dernekler üzerinde partilerinkine oranla daha ağır bir denetimin uygulanması, partilerin kapatılmasının derneklerin kapatılmasına oranla daha zor olması (Şimşek 1993:38 Akt. Duru 2002:184), derneklerin siyasetle uğraşmalarının yasaklanması da eklenebilir (Abacıoğlu 1993:38 Akt. Duru 2002:184). Böylelikle 5 Haziran Dünya Çevre Gününde kurulmak istenen parti, o günün pazar gününe denk gelmesi sebebiyle ertesi gün, 6 Haziran 1988 de kuruldu.

O dönem siyasi parti geleneklerine göre oldukça farklı bir konumda bulunan parti, programında siyasi amacını şu şekilde açıklamaktaydı. “Yeşiller Partisi, tabanda iktidar oluşturmadan, hükümet ya da koalisyon ortağı olma amacı gütmeyen, devleti ve kurumlarını eleştirmeyi, temel muhalefeti esas görev edinen bir parti olacaktır. Çünkü hükümet olmaya yarışan partiler oyununun kurallarına uymak zorundadırlar. Oysa temel muhalefet yapabilmek için hükümet olma hesaplarından, nimetler uğruna ödün vermekten kaçınmak gerekmektedir. Böylece parlamenter demokrasinin kişiliğine kavuşması sağlanmış olacaktır (Parti programı, gerekçe).”

Kurulan Yeşiller Partisi; “Ekolojik dengenin korunmasını ve bozulmasının önlenmesini (parti tüzüğü, m. 2-a), doğrudan demokrasiyi (parti tüzüğü, m. 2-b) ve tüm aykırılıkları zenginlik kabul eden, insan hakları, barış, özgürlük ve eşitliğe dayalı (parti tüzüğü m.2-c), her türlü dayatma, baskı ve şiddete karşı ikna, hoşgörü, eşitlik ve dayanışmayı ortaya çıkaran antimilitarist bir anlayışa ulaşmayı amaç bilmektedeydi (parti tüzüğü m.2) Parti tüzüğünde; “Büyümenin (endüstrializmin), üretim ve tüketim alışkanlıklarımızın yeniden sorgulanmasını, sürdürülebilir tek uzun dönemli ekonominin ekolojiden geçtiğini benimser (parti tüzüğü m. 2).” denmekteydi. Celal Ertuğ bu tutumu, "hükümet olmayı değil, tabanda iktidar olmayı amaçlayan bir düşünce" (Tempo 1988: 32 Akt. Duru 2002:186) olarak açıklıyordu. Yeşiller partisinin gerçekleştirdiği etkinlikler ise şunlardır.

“1988'de, TEKEL'in, İzmir Çamaltı Tuzlası'nda, tuz üretimi sırasında tatlı su dolaşımını engelleyip doğal dengeyi bozan menfezleri açmamakta direnmesi üzerine yörede Yeşiller Partisi öncülüğünde bir gösteri düzenlendi; açılan imza kampanyasıyla da 3199 kişinin TEKEL'in bu tutumuna yönelik olumsuz görüşü belgelendi. Kampanyanın başarılı olduğu söylenebilirdi; söz konusu arazinin Orman Bakanlığı'na devredilmesi; sorunun çözümünde bir adımın atılmış olduğunu gösteriyordu (Ergen, 1994: 28). Kuşadası'nı Selçuk'a bağlayan yoldaki asırlık ağaçların yol yapımı nedeniyle kesilmesi üzerine düzenlenen gösterinin Yeşiller Partisi'nin ilk resmî eylemi olduğu söylenebilir (Abacıoğlu, 1993: 6). Bunun dışında yine İzmir'de Basın Sitesi'nde ve Çamaltı Tuzlası'nda da çeşitli eylemler düzenlendi. Ağustos 1989'da, Yeşiller Partisi Ankara İl Başkanlığı, o yıllarda, cezaevlerinde mahkûmlara getirilen tek tip elbise kuralını protesto etmek için tek tip elbise giyme kampanyası başlattı (Sokak, 1989: 27). Yine Ankaralı partililer, düzenlenen Uluslararası Silah Fuarı'na karşı protesto gösterisinde bulundu. Bu ikinci eylem nedeniyle haklarında dava açıldı (Bora, 1989: 20). Yeşiller Partisi'nin öncülüğünde başlatılan en büyük ve etkili eylem, 6 Mayıs 1990'da Aliağa'ya Termik Santral kurulmasını önlemek amacıyla binlerce kişinin katıldığı "insan zinciri" oldu (Anadol, 1991; Abacıoğlu, 1993: 6 Akt. Duru 2002:188).”

Bununla birlikte Eylül 1990'da Amasra'da yerel halkla birlikte, kurulacağı söylenen termik santrale karşı çıkmak için bir eylem düzenlenir. Ancak yörede parti kimliği ön plana çıkarılmaz. Melih Ergen'e göre bu durum partinin ayırt edici özelliğidir. Şöyle açıklamaktadır; "Şimdiye değin, mevcut tüm partiler (haklı olarak) kendilerine biçmiş oldukları "öncülük" misyonu gereği, sahip oldukları çalışma tarzı ile; a) Etkinlik yaptıkları yerde insanları bilinçlendirmek, b) Onları kendi önderliklerinde harekete geçirmek, c) Dolaylı olarak partilerinin propagandasını yapmak ve kendileri için güç toplamak amacına yönelmişlerdir. Oysa Amasra'ya giden Yeşiller'de bu üç amaç da yoktu (Ergen, 1994: 60 Akt. Duru 2002:189).”

Duru'ya göre; “Yeşiller Partisi, siyasal partiden daha çok, bir dernek, bir baskı grubu işlevine sahipti; seçmen tabanını genişletmeye yönelik bir politika geliştirmiş değildi (Duru 2002:189).” Yeşiller Partisi “çevre sorunları için yerel halkla beraber gösteriler, kampanyalar düzenlemek; çevre örgütleriyle işbirliğinde içinde olmak, dayanışmaya girmek; seminer, konferans, toplantı düzenleme gibi eğitsel etkinlikler gerçekleştirmek; imza toplama kampanyaları düzenlemek; uluslararası ya da yabancı çevre örgütleri ve yeşil partilerle ilişki kurmak; kimi merkezi ve yerel yönetim birimlerine uyarılarda bulunmak; çevreye zararlı faaliyetlerde bulunan kişi ve kuruluşlar için suç duyurusunda bulunmak (Şimşek, 1993: 63-8 Akt. Duru 2002:189).” gibi konular üzerinde odaklanan bir partiydi.

Bununla birlikte; parti içi gelişmeler neredeyse çevrecilik ve ekoloji kavramları arasındaki çatışmayı gösterir niteliktedir. Duru'nun verdiği bilgilere göre; “Yeşiller Partisi, kuruluşundan bir yıl sonra, içindeki muhalif grubun parti politikasını beğenmeyip sesini yükseltmesi üzerine bölünmenin eşiğine geldi. Parti içerisinde belli başlı iki görüşün çarpıştığını söylenebilir: Kurulu düzen içerisinde gerçekleştirilecek düzeltimlerle çevre sorunlarının üstesinden gelinebileceğini savunanlarla, bu tür sorunların çözüm yolunun ancak gündelik yaşamda, toplum ve yönetim biçiminde kökten değişikliklerden geçtiğine inananlar. Yönetimdekiler -gerçekçi, doğal olarak da uzlaşmacı tutumlarını yansıtan bir deyişle "realos" olarak anılanlar- "fundiler" olarak adlandırılan hizip tarafından, düzen partilerinden farklı davranmamakla, yalnızca çevreci politikalar üretmekle suçlandı. İzmir kökenli Yeşillerin öncülüğünde gelişen bu "aykırı" sesler, daha köktenci politikalar üretilmesini, insan hakları, Kürt sorunu, feminizm, savaş karşıtlığı gibi konularda daha etkin bir tutum takınılmasını istiyordu. Ekonomik görüşlerde de farklılıklar göze çarpıyordu. Yönetimdeki Celal Ertuğ grubu, "sürdürülebilir kalkınma" sözünde anlatımını bulan büyüme modelini savunuyordu: "Çevreyi, insanı sömürmeyen, ekolojik dengeyi bozmayan bir büyüme politikası". Buna karşılık, ikinci grup ise ekonomik anlamda ilerlemeye ve sürdürülebilir kalkınmaya daha eleştirel yaklaşıyordu. Ortaya çıkan bir çevre sorununa karşı gösterilecek tepkinin biçimi ya da gerçekleştirilen eylemlerin türü konusunda en kökten öneriler hep bu grubun üyelerinden çıkıyordu. Bu köktenci grubun önde gelenleri, ordusuz, hapishanesiz, okulsuz, devletsiz bir toplum düşünü çeşitli yazılarında dile getirirlerken, ilk gruptakilerin bürokrasi ile yakın ilişki içinde bulunmaları yine ideolojik farklılıkların sonucuydu. Parti'ye bir şirketten koşullu yardım alınmasının yarattığı gerginlik de bu ideolojik ayrımdan kaynaklanmıştı (Demirağ, 1989: 29 Akt. Duru 2002:189-90).

Parti içinde bu ikilik sürerken “1991'de yapılan olağanüstü kongrede ilk başkan Celal Ertuğ'un görevi de sona erdi; yeni başkan Bilge Contepe oldu (Duru 2002:190).” Daha sonrasında Aydın Ayas başkanlığında 19 Haziran 1993'deki kongrede tüm üyelikler feshedilip 15 kişilik bir çalışma grubu kurulur. Böylelikle parti uygulamada kapanırken 10 Nisan 1994'de hukuksal varlığı, Anayasa Mahkemesi kararıyla son bulur. (Duru 2002:190)

Celal Ertuğ başarısızlık için; parti içi kişisel kavgaların (Abacıoğlu 1993:7 Akt. Duru 2002:191), "koltuk sendromunun", Parti'nin Türkiye çapında örgütlenmesine karşı çıkılması (Ertuğ 1995:17 Akt. Duru 2002:191) gibi nedenleri; “İzmir Grubu'nun başını çektiği köktenci kanat, bu durumu, yalnızca çevre sorunları ile ilgilenilmesi; eşcinselleri, feministleri, savaşkarşıtlarının bünyesinden dışlanıp "ahlakçı" bir tutum takınılması; kurulu düzene karşı olunamaması; daha da ileriye gidebilme gizilgücünü taşıyan yeşil hareketin önünün kesilmesi (Abacıoğlu 1993:7 Akt. Duru 2002:191)” olarak açıklıyordu. Celal Ertuğ'a göre ise "Partiye; existansiyalist, bohemce yaşama tutkunları, tatmin olunmamış solculuk atıkları, marjinallik gibi eğilimler hakim kılınmak, parti olmayan parti ve benzeri Fundamentalist eğilimler sokulmak gruplaşmak isteniyordu." (Ertuğ 1995:17 Akt. Duru 2002:191).” Parti dışından kaynaklanan eleştirilerde “Yeşiller Partisi üyelerinin eylemci bir topluluk haline gelememesi; birbirleriyle yakın kişisel ilişkileri bulunan grupların, partiyi bu ilişkilerini daha da geliştirmelerini sağlayabilecek bir araç ya da mekân olarak kullanması; işten çok konuşma üretilmesi; parti işlerinin ikinci planda kalması (Gönül, 1990: 28); diğer yerleşik partilerden farklılığının vurgulanamaması; toplumun beklentilerine yanıt verilememesi; yeni bir yaşam biçimi kurma yolunda politikaların saptanamaması, bu doğrultudaki eleştirilerin başında geliyordu (Bjeduğ 1990: 76-7 Akt. Duru 2002:192).”

Şahin'e göre “Bu hareketleri yaratanlar, soldan gelen, çoğu 12 Eylül öncesi çeşitli sol örgütlerde yer almış kişilerdi. Ama bu kadrolar yeşil düşünceyi kendileri de daha yeni öğreniyorlar, sosyalist teoriyle hesaplaşmaya ve yeni bir yol bulmaya çalışıyorlardı. Bu kadar erken bir siyasallaşmaya rağmen birkaç yıl oldukça başarılı yürüyen ve örgütlenen yeşil hareket, yine aynı olgunlaşmamışlık nedeniyle dağılma sürecine girdi, içinden anti nükleer hareket, ekolojist ve yeşil gruplar, dergi çevreleri ve inisiyatifler doğdu. Türkiye’de süreç tersten işlemişti. Yurttaş inisiyatifleri ve alternatif hareket yeşil partiyi oluşturmamış, yeşil partinin dağılması yurttaş inisiyatifleri ve alternatif hareketlerin doğmasına ve çoğalmasına neden olmuştu. Ancak sonuçta bir yanıyla Batı’da yaşanana benzer bir durumun Türkiye’de de tekrarlandığı söylenebilir. O da ekoloji hareketlerinin, bambaşka bir toplumsal ortam söz konusu olmasına rağmen, yine işin en başında siyasi bir gündemle ortaya çıkmasıdır (Şahin 2007).




Yeşiller Partisi (2008)



1994'te kapanan Yeşiller Partisi'nin sona ermesinin nedenlerini iç dinamiklerle açıklayan Ümit Şahin, 90'lı yılları; çevre alanındaki STK'larının siyaset dışına itilmesi olarak değerlendirmektedir. Şahin'e göre 1996'daki Habitat zirvesi, sonra da “1999 depremini izleyen fon akışı , ... “çözümün parçası olmaya çalışan”, bunun için de proje üretip fon aramaktan itiraz etmeye zamanı kalmayan sivil toplum kuruluşlarının sayısını arttırdı ve bunları güçlendirdi.” Buna karşılık “çıkışını yeşil siyasi bir tarzda yapan çevre ve ekoloji hareketlerine asıl darbeyi, sermayenin kendisi vurdu. Ekolojist olmayan, hatta birer çevre örgütü oldukları bile söylenemeyecek olan büyük sermaye destekli bazı vakıf ve dernekler, ... Bu türden örgütlerin en büyük ve tipik örneği olan TEMA, ... sadece TEMA değil, Aynı modele dayanan, yani demokratik olarak denetlenmeyen organlarca yönetilen, hiçbir şekilde şeffaf olmayan, ama sahip olduğu parasal kaynaklar ve ürettikleri projelere buldukları fonlar sayesinde kamuoyunda görünürlük kazanan ve belli bir tabana yayılan çok sayıda kuruluş vardır.” Ümit Şahin'e göre bu kuruluşlar kendilerini çevreci ilan edip, bir anlamda da Türkiye'de çevreci olmanın tanımı olmayı başarmışlardır. Şahin'e göre, başka nedenlerle de açıklanabilir olmakla birlikte; “Toplumsal hareketlerin, aslının zayıflayıp taklidinin güçlendiği yerde etki gücünü sürdürmesi kolay değildir (Şahin 2007).” biçimindedir. Bir başka deyişle Şahin'e göre; Yeşil harekette 90'lı yılların sönük geçmesinin nedeni, yani Yeşiller Partisi'nin kapanışından sonraki süreç; ekoloji hareketlerinin asıllarının zayıflayıp taklidinin güçlendiği yerde etki gücünü sürdürmesinin zorluğu nedeniyle dahası “sermaye, devlet ve medya baskılarına karşı direnme güdüsünün de etkisiyle yaşamaktadır (Şahin 2007).”


2000'li yıllarla birlikte yeşil siyaset; “Yeşil Hareket”, “Yeşiller”, “Yeşiller Partisi Girişimi” isimleri altında tekrar etkinlik göstermeye başlamaktadır. 2001'den itibaren her yıl Aralık ayında Yeşil Diyalog toplantıları düzenlenir, 2003'ten itibaren Üç Ekoloji isimli dergi yayın hayatına girer. 22-23 Ekim 2005 tarihlerinde Ukrayna'nın başkenti Kiev'de yapılan Avrupa Yeşil Partisi 3. Konsey toplantısında gözlemci üye statüsünü elde eden girişim, ardından 16 Aralık 2005'te yapılan 4. Yeşil diyalog toplantısında 2,5 yıl içerisinde yeşiller partisinin tekrar kurulması için gerekli donanımların neler olduğunu hesaplıyor, Yeşiller Partisini kurmak için hazırlıklar yapılıyordu. Bu hazırlıklara göre; kapsamlı bir program, kendini çok iyi tarif eden bir kurumsal yapı ve kimlik, son olarak ta ekip gerekliydi.. Bu ekip “herkesten önce gençlerle” ve “deneyimlerini aktarmakla çok önemli bir role sahip ... yaşlı yeşiller ve eski yeşil parti üyeleriyle oluşmalıdır (Şahin 2005).” Sonrasında 30 Haziran 2008 tarihinde kurucuları arasında eski yeşillerden isimlerin de bulunduğu 40 kişilik bir kurucular grubunun başvurusuyla, resmi olarak kurulur.


Parti kendi tarihini şöyle tanımlamaktadır.

“Yeşiller, Türkiye'de yeni bir siyasi oluşum değil. Türkiye’de 1980’li yıllardan bu yana ekoloji ve demokrasi mücadelesi veren yeşil politik hareketler 1988-94 yılları arasında var olan eski Yeşiller Partisi de dahil olmak üzere çok sayıda grup, dernek, yayın organı ve yurttaş insiyatiflerinde örgütlenmiş ve çalışmalarını kesintisiz olarak sürdürmüşlerdir. Yeni kurulan Yeşiller Partisi bu tarihin bir parçasıdır ve yeşil hareketin içinden doğmuştur.”3


Partinin kurulmasıyla aynı zamanlarda, tekrar alevlenen Türkiye'de nükleer santral kurulmasına ilişkin haberler ve ihale duyuruları, partinin en önemli etkinliğini oluşturmaktadır. 26 Nisan'da henüz parti kurulmadan Kadıköy'de yapılan “Nükleer Santral istemiyoruz” mitingi, daha sonra ihalenin yapılacağı 24 Eylül tarihine kadar, 3 Eylül - 24 Eylül arası “Uyumuyoruz”, “Nükleer İhaleyi Durdurun” etkinlikleri en önemlileridir. Bu kampanyalar sırasında halktan toplanan imzalar milletvekillerine postalanmıştır. Bu etkinlik süresince 24 saat açık kalan Beyoğlu Yeşil Ev'de düzenlenen panel – oturum ve film gösterileri ile nükleer santrale karşı bilinçlendirme çalışmaları yapılmış, sanatçı ve aydınları ağırlayan Yeşil Ev, internetten sürekli yayın yapmıştır. 27 - 28 Ekim'de, İstanbul'da; “Yeşiller Kuraklık Sempozyumu; İklim değişikliğinin Türkiye üzerine etkileri”, 31 Ekim – 1 Kasım'da, İstanbul'da, Gürcistan, Rusya, Azarbeycan, Ukrayna, Moldova, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye yeşil partilerinin yanı sıra Batı Avrupa yeşil partilerinden ve Avrupa Parlamentosu Yeşiller grubundan temsilcilerin katıldığı “Karadeniz Yeşilleri Toplantısı”, 29 Kasım'da Ankara'da “Ekolojik Kentler Yerel Yönetimler Toplantısı” partinin diğer etkinlikleridir. 19-21 Aralık'ta düzenlenen 7. Yeşil Diyalog Toplantısında; inanç, düşünce ve ifade özgürlüğü, Türkiye’nin AB süreci, ekonomik kriz, Termik santrallara karşı mücadele, polis devleti ve şiddet gibi yalnız çevre sorunları değil Türkiye'nin en önemli gündem konuları hakkında paneller düzenlenmiştir.4


Partinin temel ilkeleri; 1. doğaya uyum, 2. sürdürülebilirlik, 3. küresel mücadele, 4. erkek egemenliğinin reddi, 5. şiddetin reddi, 6. doğrudan demokrasi, 7. yerellik, 8. adil paylaşım, 9. özgür yaşam, 10. çeşitliliğin korunması (Parti Programı, Temel İlkeler).


Bu ilkelerle hareket eden parti Türkiye siyasi partiler yasası ile de çatışmaktadır. “Kadınlar(ın) partinin tüm seçilmiş kurullarında yüzde 50 temsil kotasına sahip (Parti tüzüğü m.4.c)” olduğu partide eş sözcülük ilkesi ile örgütlenmesi, genel başkanlık gösterilmesinin zorunluluğu ile çatışmaktadır. Ümit Şahin bu durumu şöyle açıklamaktadır. “Örgütlenmemizle siyasi partiler yasası ile çelişen en önemli sorun yeşiller partisinin liderlik mekanizmalarını reddetmesi, yasanın ise zorunlu tutmasıdır (Şahin 2008).”


Yeşiller Partisi; 2 Aralık'ta yapılan parti meclisi toplantısında, 29 Mart'ta yapılacak olan yerel seçimlere katılma ve kampanya başlatma kararı alır. Bu karar yeşiller hareketinin Türkiye'de ilk kez bir seçime katılacağını gösterdiği gibi hareketin partiye dönüştüğünün de göstergesi olarak kabul edilebilir. Bu konuda sorduğum soruya Şahin; “yeni partiye hareketin partisi diyebiliriz. Ya da hem hareket, hem de gerçek bir parti (Şahin 2008).” demektedir.



Sonuç



Yeşilleri; Türkiye'de ve Dünya'da çevre duyarlılığının yanısıra ekoloji biliminin verilerinden hareket eden bütüncül bir toplumsal dönüşüm isteyen hareket olarak özetlemek mümkün. Antropolojiden tanıdığımız terimlerle endüstriyalizm'in, humanizma'nın, modernite'nin ve ataerkil değerlerin karşısında yer alan; endüstriyalizmin yarattığı çevre kirliliğini, humanizmanın insanı üstün tutan yönünü, modernitenin getirdiği yabancılaşmayı ve ataerkil değerlerin getirdiği erkek egemenliği ve şiddeti eleştirmektedir. Küresel ısınma ve iklim değişiklikleri uyarılarının oldukça arttığı günümüzde ısınma arttıkça yeşil hareket de güçleneceğe benziyor.















Kaynaklar



AYVAZ, Zafer., TEKALAN, Ali Ş. “ Çevre Koruma Çalışmalarında Gönüllü Kuruluşların Yeri ve Önemi”, Çevre Dergisi, Sayı 5, Ekim-Kasım-Aralık 2002:3-4

CERİTLİ, İsmail. “Çevreci Hareketin Siyasallaşma Süreci”, C. Ü. Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 25, Sayı 2, Aralık 2001:213-226

DEMİRAĞ, Dilaver. “Saniye Koridoru; Modernleşme ve Ekolojik Tepki”, yayıma hazırlıyor.

DURU, Bülent. “Türkiye'de Çevrenin Siyasallaşması: Yeşiller Partisi Deneyimi”, Mülkiye, Cilt 26, Sayı 236, Eylül-Ekim 2002:179-200


SEZER, Özcan. “Çevre Korumacılıktan Radikal Ekolojiye”, Sosyal Bilimler Araştırmaları E-Dergisi, Yıl 3, Cilt 3, Sayı 5 2006


ŞAHİN, Ümit. “Ayçiçeğinde 32 Taç Yaprak”, Bia Haber Merkezi, Roma, 26 Şubat 2004
Bianet.org.

____________. “Bir Sivil Toplum Teması Olarak Çevrecilik:Ekoloji Hareketlerinin Siyaset Dışına İtilmesi”, Sivil Toplum, Sayı 20, Ekim-Aralık 2007

____________. “Yeşiller Partisi: Nasıl Bir Parti, Nasıl Bir Gelecek?”, Aralık, 2005



Ümir Şahin e-mail yoluyla soru-cevap.


Yeşiller Partisi Programı ve Tüzüğü, 1988, Ankara
____________________________ , 2008, Ankara

Yeşiller Partisi; www.yesiller.org















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder